GenelDünya

Uzmanlara göre BM Hariri davasını geçiştirdi

Birleşmiş Milletler (BM) Lübnan Özel Mahkemesinin eski Başbakan Refik Hariri suikastıyla alakalı verilen kararın "bir geçiştirme" bulunduğunu bildiren uzmanlar, küresel güçlerin, esasen yeteri kadar karışık olan Lübnan'ın içişlerine daha çok karışmama niyetinde bulunduğunu söyledi.

Abone Ol  
 
70 / 100

Birleşmiş Milletler (BM) Lübnan Özel Mahkemesinin eski Başbakan Refik Hariri suikastıyla alakalı verilen kararın “bir geçiştirme” bulunduğunu bildiren uzmanlar, küresel güçlerin, esasen yeteri kadar karışık olan Lübnan’ın içişlerine daha çok karışmama niyetinde bulunduğunu söyledi.

Birleşmiş Milletler (BM) doğrulusunda kurulan Lübnan Özel Mahkemesinin, eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri’nin 14 Şubat 2005’te uğradığı suikast davasına dair karar duruşması evvelki gün Hollanda’da gerçekleştirildi.

Suriye hükümeti ve Hizbullah’ın suçlanması amacıyla yeterli kanıt bulunmadığına işaret eden mahkeme, bununla beraber Hizbullah ile temaslı dört bireyin bu suikastta yer aldığını açıkladı. Mahkeme, üç birey amacıyla yeterli kanıt olmadığına hükmederken, firari Selim Cemil Ayyaş’ı “suikastı planlamak ve düzenlemek”ten suçlu buldu.

Uzmanlar, Hariri suikastıyla alakalı BM Mahkemesinin verilen kararın Lübnan iç dengeleri ve bölge ülkeleri üstündeki mümkün tesirlerini AA muhabirine değerlendirdi.

Uludağ Üniversitesi (UÜ) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Prof. Dr. Tayyar Arı, Birleşmiş Milletler doğrulusunda kurulan Lübnan Özel Mahkemesinin, eski Başbakan Refik Hariri’nin 14 Şubat 2005’te öldürülmesiyle alakalı suikast davasına dair kararının bir geçiştirme bulunduğunu söyledi.

BM’den çıkan Hariri davası kararının son derece ilginç bulunduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Arı, “Suikastta Hizbullah’ın ve Suriye hükümetinin bağlantısının bulunmaması bunun dışında başka üç Hizbullah elemanının olayla irtibatı hususu ile alakalı net kanıtlara ulaşılamayışı ve yalnızca bir bireyin suçlanması, mahkemenin Lübnan’daki işlere karışmak istemediğini açıkça göstermiştir. Çünkü Lübnan çok komplike ve çok aktörlü, çok çok ülkenin müdahil bulunduğu, içeride çok çok aktörün çapraz ilişkilerle işlerini mafyavari yollarla gördüğü bir ülke durumundadır.” diye konuştu

Suikast ve saldırıların, Lübnan’ın bulunduğu gibi İsrail ve Suriye’nin de geleneksel tipi bulunduğunu ve buna vakit vakit Suudi Arabistan’ın da dahil bulunduğunu açıklayan Prof. Dr. Arı, şunları söyledi:

“Lübnan’da çizgiler maalesef ilgi çekici değil, herkes herkesle ittifak yapabiliyor. Dhadiyisıyla kamplar daimi değişim ortamında. Bir vakitler Suriye doğrulusunda Lübnan’dan çıkmaya zorlanan Mişel Avn daha sonra Suriye’nin desteği yardımıyla cumhurbaşkanı oldu. Hariri’nin istifasına ise Hizbullah karşı çıkmıştı. Diğer yandan Sünni-Şii rekabeti var. Bütün bunları göz önüne aldığımızda Lübnan’daki kritik dengeleri daha iyi anlayabiliyoruz. Dhadiyisıyla hadiyi bütün bu denklemler bağlamında ele aldığımızda mahkemenin kararını, Lübnan içişlerine karışmama olarak okuyorum. Daha doğrusu BM verilen kararla Lübnan’daki mafya vari ilişkilere seyirci kalmayı tercih ettiğini düşünüyorum.”

Prof. Dr. Arı, BM’nin almış bulunduğu kararın ABD, Rusya, Fransa gibi uluslararası aktörlerin telkini ile alındığını savunarak, bu aktörlerin, “Karışmayalım, Suriye’nin ve Lübnan’ın geleceği belli değil, biraz kendi durumlarına bırakalım.” görüşünde bulunduğunu kaydetti.

“BM’de Hizbullah elemanını suçlayarak bu davadan sıyrıldı”

Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve SETA Emniyet Çalışmaları Kıdemli Araştırmacısı Prof. Dr. Ferhat Pirinççi de Hariri suikastının üstünden 15 sene atlattıktan sonra bu tür bir neticesin çıkmasının çoksıyla gecikmiş bir karar bulunduğunu söyledi.

Mahkemenin, Suriye hükümetinin ve Hizbullah’ın suikastta yer aldığına dair yeterli kanıt olmadığı neticesine varmasının ilgi çekici bulunduğunu altını çizen Prof. Dr. Pirinçi, “BM, Lübnan’ın halihazırda içerisinde bulunduğu siyasi ve ekonomik süreci daha da içerisinden çıkılmaz duruma getirmemek, tarafları gücendirmemek amacıyla direk bir amaç göstermedi. Bununla beraber mahkeme, Hizbullah ile temaslı dört bireyin bu suikastta yer aldığına hükmetse de yalnızca bir Hizbullah elemanını suçlu buldu. Hizbullah ise mesuliyet almamak amacıyla kararı tanımadığını açıklayarak aradan sıyrıldı. BM’nin de aynı şekilde bir Hizbullah elemanını suçlayarak bu davadan sıyrıldığını düşünüyorum.” diye konuştu.

Prof. Dr. Pirinççi, Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn, Refik Hariri’nin oğlu eski Başbakan Saad Hariri ve başka Hizbullah karşıtlarının ise kararın neticesini tamamıyla Hizbullah’a yüklediğini belirterek, şu şekilde devam etti:

“Lübnan’daki taraflar, mahkeme kararının Hizbullah’ın suikasttan mesul bulunduğu anlamını taşıdığını savunuyor. Kanaatimce bu suçlamalar üstünde Hizbullah’a direk doğruya bir baskı oluşturması veya mesuliyet neticesinde yeni bir bedel ödetilmesi söz hususu olmayacak. Herkes kendi grubunu konsolide etmek amacıyla ve Hizbullah’ın Lübnan’daki hareket alanını biraz daha daraltmak amacıyla bu kararı kullanacaktır. Protestolar, Beyrut’taki patlama ve akabinde ekonomik kriz ülkedeki siyasi krizi gittikçe büyüttü. Dhadiyisıyla siyasi kümeler bu krizden bir çıkış yolu olarak ilgileri Hizbullah’ın üstüne çekmeye çalışabilirler.”

“Hizbullah kuvvetinü koruyacak”

Orta Doğu Araştırmaları Merkezi (ORSAM) Levant Çalışmaları Koordinatörü Oytun Orhan ise Hariri suikastının Lübnan’daki Suriye varlığının sonlandırılması tarafından çok kritik etkisi bulunduğunu ileri sürerek, suikast ile alakalı bütün işaretlerin Suriye rejimi ve Hizbullah’ı gösterdiğini kaydetti.

Güçlü bir aktör olan Hizbullah’a bu iddianın yönlendirilmesinin, Lübnan ortamında birtakım istikrarsızlıkların doğmasına amacıyla olacağına ilgi çeken Orhan, “Zira Hizbullah, Lübnan ordusundan daha kuvvetli bir emniyet yapılanmasına sahip. Beyrut patlamasının bu raporun açıklamasından birkaç gün evvel gerçekleşmiş olması da raporun patlama ile bağlantısı olabileceği iddialarını gündeme getirmişti.” değerlendirmesinde bulundu.

Hariri suikastına yönelik kararın, başta ABD olmak üzere birtakım Avrupa ülkelerinin Hizbullah etkisini sınırlandırma, baskı ve izolasyon politikasının bir neticesi olma ihtimalini dile getiren Orhan, şunları kaydetti:

“Lübnan’da sistem tamamıyla çökmüş durumda. Hiçbir siyasi lider, küme ülkede siyasi bir çıkış vadedemiyor. Hizbullah, ülkenin içerisinde bulunduğu durum, İran’ın desteği, örgütlü yapılanması ve muhimi askeri kuvveti yardımıyla Lübnan’daki kuvvetini koruyacak gibi görünüyor. Karar Hizbullah’ı işaret etse bile bu olaydan mesul yetkililerin uluslararası mahkemelere taşınacağı tarafında bir beklenti ortamında değilim.”

Etiketler

Admin

Ajans Haberlerini Naklen Sizlere Aktarıyorum.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
son dakika haberler aktüel ürünler bim aktüel ürünler a101 aktüel ürünler altın kaç para oldu dizi reyting sonuçları güncel haberler asgari ücret maaşlar en son çıkan telefon modelleri dünyadaki son gelişmeler transfer haberleri savunma sanayi tiyatro saatleri