GenelPolitika

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Reform döneminin ekonomiye, siyasete ve dış politikaya birçok olumlu etkisi olacak

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, NTV'deki Özel Röportaj programında gündeme dair soruları yanıtladı, değerlendirmelerde bulundu.

Abone Ol  
 
68 / 100

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, NTV’deki Özel Röportaj programında gündeme dair soruları yanıtladı, değerlendirmelerde bulundu.

Koronavirüs tedavisi gördüğü anımsatılan Kalın, ilgi ettiği durumda hastalığa yakalandığını, nerede kaptığına yönelik geriye doğru bir tarama yaptıklarını lakin teşhis edemediklerini, birkaç gün ateş, baş ve mafsal ağrıları dışında hastalığı hafif atlattığını ve doktorların önerilerini yerine getirerek kısa vakitde toparlandığını anlattı.

Hastalığın ilk belirtilerini hissettiği anda virüsü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve çalışma arkadaşlarına bulaştırmamak için kendini adı konmamış bir karantinaya aldığını, test sonucunun pozitif çıkmasının sonrasında da tedaviye evde devam ettiğini dile getiren Kalın, hastalığı yakın ekibinden ve evden kimseye bulaştırmadığını kaydetti.

Kovid-19 salgınına dair yeni tedbirlere değinen Kalın, tedbirlerin Bilim Kurulu’nun tavsiyeleri tarafında alındığını, Kabine Toplantısı’nda Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın önerileri sunmasının sonrasında yapılan değerlendirmeler neticesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tedbirleri açıkladığını söyledi.

İbrahim Kalın, tedbirin tek başına yetmediğine ilgi çekerek, “En zecri tedbirleri bile uygulasanız insanlar buna uymazsa şuurlu bir şekilde bu tedbirleri yaşama geçirmezlerse engelleyici tedbirler almazlarsa en katı tedbirleri bile uygulasanız sonuç almanız zorlaşır. O yüzden vatandaşın bu hususta şuur sahibi olması son derece mühim. Her gün Sağlık Bakanımız da Cumhurbaşkanımız da söylüyor. Lütfen zaruret ve mutlak ihtiyaç olmadıkça kalabalık ortamlara girmeyin, dışarı çıkmayın, kapalı ortamlarda bulunmayın. Çünkü belli ki virüs mutasyona uğruyor, değişik şekillerde bulaşmaya devam ediyor. Tehlike işlemiş değil, tam tersine hele şu grip nezle devresinde daha da artmış halde.” diye konuştu.

“Sürecin akışına göre değişik tedbirler gündeme gelebilir”

Türkiye’nin salgın devresini en iyi atlatan ülkelerden biri bulunduğuna işaret eden Kalın, şu değerlendirmede bulundu:

“Avrupa’ya, Amerika’ya, Hindistan’a, Brezilya’ya, Meksika’ya bakın. Maalesef buralarda hal aslında çok çok kötü. Birçok Avrupa ülkesi yeniden bir kapanma devresine girdi. Dün Brüksel’deydim. Sokakta yaşam resmen durmuş gibi. Çünkü orada da vaka sayıları çok arttı. Birçok Avrupa ülkesinde de bu tedbirler uygulanıyor. Amerika’daki hal aslında kötü. Günlük vaka sayısı 120 bin ila 150 bin arası seyrediyor. Tüm şunlara baktığınız vakit virüs ve salgın hız kaybetmiyor. O yüzden tabi bu tedbirler sürecin akışına göre gözden geçirilecek. Farklı tedbirler gene gündeme gelebilir.”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, “Daha kapsamlı bir kapanmaya nasıl bakılıyor?” sorusuna, “Bu hafta belirtiler tedbirlerin seyrine bakacağız. Bunlar yıl sonuna kadar ilan edildi. Hafta sonu belli saatlerde sokağa çıkma sınırlaması getirilmesi, okullarda uzaktan eğitime devam edilmesi ve diğer tüm tedbirler. Bunların akışına bakacağız. Sağlık Bakanlığı doğrultusundan şunlar günlük raporlanıyor. Gidişata göre bu tedbirler arttırılabilir, hafifletilebilir, daha ağırlaştırılabilir, vakit uzatılabilir. Bu tamamiyle bizle alakalı. ‘Biz’ derken tüm toplumu kastediyorum. Vatandaşlar olarak bu hususta mesuliyet almamızla alakalı bir hal.” cevabını verdi.

“Rehavete ve paniğe kapılmadan tedbirleri uygulayalım”

Salgının yalnızca ekonomik değil sosyo psikolojik maliyeti de bulunduğunu ifade eden Kalın, insanların sağlık lüzumçesiyle bir devre evde tutulabileceğini ama bu hal uzadığı vakit sosyo psikolojik problemlerin meydana çıkabileceğini, insanların dışarı çıkma ve sosyalleşme gereksinimi duyduğunu söyledi.

Temel meselenin, insanların sağlığını koruyarak tedbirleri en başarılı şekilde yaşama geçirmek bulunduğunu belirten Kalın, “Vatandaşlarımızın bu tedbirlere titizlikle uysunlar. Rehavete ve paniğe kapılmadan bu tedbirleri uygulayalım. Tedbirlere uymak hasta olmaktan, hastanede yatmaktan çok daha iyidir. Bunun şakası yok. Yaş grubu ve cinsiyet sınırlaması da yok. Bölgesel sınırlama da yok. ‘Kentte yayılıyor, kırsalda yayılmıyor.’ diye bir şey de yok. Açık havada bile bulaşabiliyor.” uyarısında bulundu.

Kalın, dünyadaki çoğu ülkede Kovid-19 aşı çalışmalarının devam ettiğini anımsatarak, bu hususta beklenti manasında aceleci olmamak gerektiğini, aşıların tamamiyle etkin duruma gelmesinin, salgını tümüyle durdurmasının ve insanlar üstündeki etkilerinin izlenmesinin uzun vakit alacağını anlattı.

“Reform devresinin ekonomiye, politikaya ve dış politikaya çoğu olumlu etkileri olacak”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı reformların hatırlatılması üstüne, şunları söyledi:

“Cumhurbaşkanımız bunu ‘yeni bir atılım devresi’ olarak ifade etti. Türkiye gibi hareketli, dünyaya açık, demokratik bir ülkenin toplumsal, siyasal, ekonomik ihtiyaç ları da değişerek hareketli bir süreklilik arz ediyor. Bunlara adapte olmak zorundasınız. Yeni ihtiyaç lar meydana çıkacaktır. Hukukta içtihat kapısı hiçbir vakit kapanmaz. Bu hukukta esas ilkelerden birisidir. Yeni hallar, hatalar meydana çıkar, yeni içtihatlar yapmanız gerekir. Yani yeni hükümler verirsiniz. Yeni kanunlar yaparsınız, bakış açıları geliştirirsiniz. Burada Türkiye, istiklal, emniyet ve demokrasi dengesini oturtarak bu süreci uzun yıllardır yönetti. Bundan sonra da bu kararlıkla buna devam edecek tabii ki. Bizim emniyet risklerimiz ve ülkemizin, milletimizin, vatandaşlarımızın canına kasteden, milli güveniğini tehdit eden hatalar ortadan kalkmış değil. Mücadelemiz devam ediyor. PKK sıkıntısı var, FETÖ’yle DEAŞ’la mücadelemiz devam ediyor. Bu mücadeleyi devam ettirirken demokrasi ve istiklallerden ödün vermeden bu dengeyi koruyarak bu mücadelenin devam ettirilmesi de büyük ehemmiyet arz ediyor. Biz bunu da öncelikli olarak kendi vatandaşımızın demokrasi standartlarını arttırmak için yapıyoruz. Tabii ki AB kriterleri var. AB çıpası senelerce konuşuldu. Türkiye’deki reform sürecini tetikleyen, diri tutan mühim bir çıpaydı o. Hala mühim, AB perspektifi tümüyle kayıp edilmiş değil. Bugün Cumhurbaşkanımız açıklamalarında da işaret etti.”

Özgürlük, demokrasi ve emniyet dengesini bir arada tutarak, yurttaşların bu ihtiyaçlarını karşılayacak yani onların demokratik hak ve istiklal standartlarını yükseltecek bir şekilde yeni bir atılım ve devrenin Cumhurbaşkanı Erdoğan doğrultusundan ilan edildiğini tekrarlayan Kalın, “Bu bizim tabii ki hem içeride hem dışarıda işlerimizin daha hızlı akmasını sağlayacak. Bunun ekonomiye, politikaya, topluma, dış politikaya çoğu olumlu etkileri olacak.” değerlendirmesini yaptı.

“Güvenlik ve istiklal dengesini güvenliğini sağlamak mühim”

“PKK, darbe girişimi ve FETÖ niçiniyle emniyet ve istiklal dengesinde sanki emniyetten yana daha ağır basar bir durumdaydı. Yeni devrede istiklaller tarafı daha ağır mı basacak?” sorusu üstüne Kalın, şu şekilde konuştu:

“Bu dengeyi güvenliğini sağlamak mühim. Bu çok titiz bir denge. Çok basit olmadığını da kabul etmek lazım. 11 Eylül’den sonra Amerika’nın aldığı tedbirleri hatırlayın. ‘7-7’ diye biliniyor 2007 yılında Londra’da yapılan metro saldırıları. Ondan sonra İngiltere’nin aldığı tedbirleri düşünün. Bugün Fransa çoğu şeyden bahsediyor. Dün Fransız Meclisi’nde bir yasa geçti. Çok tartışılıyor, emniyet güçleriyle alakalı. Bu dengeyi güvenliğini sağlamak çok basit bir şey değil ama her demokratik ülkenin kesinlikle gözetmesi gereken bir denge. Türkiye de bu dengeyi kuşkusuz güvenliğini sağlamak zorunda. Buna yönelik saldırılar olmadı mı, kuşkusuz oldu. Türkiye aynı anda 3 terör örgütüyle mücadele eden tek NATO delegesi. Demokratik ülke olarak da büyük bir mücadele verdi. Bunu yapar iken de vatandaşlarımızın can ve mal güvenliği, sınır güvenliğimiz, göç, tüm bu mevzularla bir arada şunları düşünmek halindesiniz. Ama şunların hiçbirisi istiklallerin, demokrasinin kısıtlanması, ortadan kalkması manasında da gelmiyor. Dengeyi koruyacak adımların atılması hem bizi özgür ve demokratik hem de emniyet ortamında kılacak bir devresi işaret ediyor. Bunun tabii hukuka, politikaya, ekonomiye yansımaları kesinlikle olacak. İhtiyaçlara göre yeni bir atılımının yapılması, yeni bir heyecanla bu proseslerin yönetilmesi de ehemmiyet arz ediyor. Burada vatandaşlarımızın bunu sahiplenmesi de mühim. İş çevrelerimizin, STK’larımızın, üniversitelerimizin. Bunu yapar iken de demokratik çoğulcu ahlak ve kültür ortamında uygulamak da mühim. Her hususta anlaşacağız diye bir kayıt yok. Farklı görüşler tabii ki olacak. Bunları tartışmanın, müzakere etmenin, ihtilaf etmenin, değişik düşünmenin ahlakını da kültürünü de muhafaza ederek bunu yapmamız lazım.”

“Bunların hepsi birebir Cumhurbaşkanımızın adına yapılmış açıklamalar dersek hata yaparız”

Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyeleri Bülent Arınç ve Cemil Çiçek’in son devrede adalet kavramı, uzun tutukluluk vakitleri ve emniyetçi yaklaşımlar hakkındaki söylemlerinin “Politika değişikliğine mi gidiliyor?” yorumlarına sebep bulunduğunun söylenmesi üstüne Kalın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Yüksek İstişare Kuruluyla siyasi kurmaylarıyla hükümet birimleriyle tüm bu hususları istişare ettiğini, son tahlilde de politikayı belirleyen iradenin kendisi doğrultusundan temsil edilerek, yaşama geçirildiğini anlattı.

Kalın, Arınç ve Çiçek’in deneyimli politikacılar olarak bu mevzularda değişik görüşler ifade etmelerinin olası bulunduğunu belirterek, şu şekilde konuştu:

“Bunların hepsi birebir Cumhurbaşkanımızın adına yapılmış açıklamalar dersek hata yaparız. Onlar Cumhurbaşkanı adına bir sözcü gibi konuşmuyorlar. Kendi görüşlerini ifade ediyorlar. Bunları Cumhurbaşkanımıza da ifade ediyorlar. Cumhurbaşkanımız da şunları Yüksek İstişare Kurulu toplantılarında dinliyor. Ama son tahlilde büyük fotoğraf ortamında tüm şunların istişareleri gerçekleştirdikten sonra politika haline gelmesi Cumhurbaşkanımızın iradesiyle şekillenen bir şey. Dışarıdan bilmeyenler şu şekilde düşünüyorlar; ‘Bir kişi, tek adam kendi başına karar veriyor.’ Biraz bilseler Cumhurbaşkanımızın çalışma tarzını, inanın bu tür cümleler kurmaktan sarfınazar ederler. Gerçekten çok dinleyen, istişare eden, not alan bir liderden bahsediyoruz. Adalet Bakanını da dinler, İçişleri Bakanını da dinler, Milli Savunma Bakanını da dinler, Dışişleri Bakanını da dinler, danışmanını da dinler alakalı kurumları da dinler. Bir mevzuya bir kurum ya da kişi kendi zaviyesinden bakar. Bu kaçınılmaz olarak bu türdir. Ama diğer bakış açılarını da ehemmiyete alarak büyük fotoğrafı bir akıl görmezse o vakit hata yaparsınız. Bir yerde emniyet öne çıkar, bir yerde istiklal demokrasi adı verilir ama bu sefer ya emniyet zaafı meydana çıkar ya demokrasi istiklal zaafı meydana çıkar. Bu dengeyi kuracak bir şeyin olması lazım.”

“Toplumdaki birtakım titiziyetleri de göz ardı etmemek lazım”

İbrahim Kalın, Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş’ın tutukluluk vakitleriyle alakalı düşüncelerinin sorulması üstüne, bunun bir hukuki proses, son tahlilde yargının uhdesinde bir mevzu bulunduğunu ifade etti.

Kendisinin onlar üstüne bir şey söylemesinin doğru olmayacağını belirten Kalın, şu şekilde devam etti:

“Bu iki isim üstünden tartışmak istemem. Meseleyi yalnızca bu iki kişinin davasına indirgemek doğru olmaz. Bunlar esasen yargı reformu ortamında konuşulan mevzular. Hukukun kendi sistematiği ortamında de değerlendirmeleri var. Toplumdaki birtakım titiziyetleri de göz ardı etmemek lazım. Yani, diyelim ki Demirtaş sıkıntısını Sayın Arınç bu şekilde konuştuğunda belki kendisi tamamiyle hukuki yönden bir mülahazada bulunmakta ama bunu yaşanan siyasi olaylardan bağımsız ele alabilmek olası değil. Kobani Olayları, Çukur Olayları, Yasin Börü ve diğer tüm olaylarla bir arada düşündüğünüzde o devrede HDP’nin ve Demirtaş’ın aldığı tavırları, pozisyonları ehemmiyete aldığınızda toplumun bir kesiminde de diğer bir reaksiyon oluşuyor. Burada güvenliği ve toplumun o titiziyetlerini de ehemmiyete alan bir bakış açısının daha sağlıklı şekilde meydana konulması gerekiyor.”

“Türkiye’de kimsenin kimseyi bu şekilde tehdit etmesi hukuk devleti normları yönünden kabul edilebilir değil”

Kalın, Alaattin Çakıcı’nın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik tehdit ve hakaret sahibi olan paylaşımı ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin mevzuya dair açıklamalarına Cumhurbaşkanlığının yaklaşımının sorulması üstüne, şu şekilde konuştu:

“Savcılık bir tahkîkat başlattı. Hukuki proses ilerliyor. Türkiye’de kimsenin kimseyi bu şekilde tehdit etmesi hukuk devleti normları yönünden kabul edilebilir bir şey değil. Sayın Kılıçdaroğlu şikayette bulundu. Hukukun kuralları ortamında ne gerekiyorsa mahkemeler gereğini yapacaklardır. Sayın Bahçeli’nin Çakıcı’yla eskiye giden tanışıklığının, dostluğunun olması da onun belki bir vefa duygusuyla söylediği bir şey. Orada kişisel hukuk ile hukukun meydana koyduğu normlar arasında bir çatışma olmaması gerekir. Ama burada son tahlilde bir hukuki proses başladı. Bununla alakalı biz de izleyeceğiz mahkemenin nasıl karar vereceğini.”

“Türkiye’yi göz ardı edebilecek bir yaklaşıma sahip olmaları olası değil”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, Joe Biden idaresinde Ankara-Washington ilişkilerine dair öngörülerinin sorulması üstüne de şimdilik Biden idaresinin şekillenmediğini hatırlattı.

“Amerikan idaresinin başında kim olursa olsun Türkiye’yi göz ardı edebilecek bir yaklaşıma sahip olmaları olası değil. Bu bir jeopolitik zorunluluk.” diyen Kalın, sözlerini şu şekilde sürdürdü:

“Biden idaresi de gelse, Trump idaresi de devam etse biz ilke olarak şunu söyledik; Türkiye’nin ABD ile ilişkilerinde iki esas yerel emniyet sıkıntısı var. Birisi PKK, yani ABD’nin Suriye’de PKK’ya PYD/YPG üstünden destek vermesi. İkincisi de FETÖ sıkıntısı. FETÖ ile mücadelede ABD’nin aksiyon almaması, hala FETÖ ele kafasını ve diğer kurmayların Amerika’da özgür bir şekilde yaşamalarına müsaade etmesi. Bu iki mevzu bizim açımızdan yerel emniyet sıkıntısı. Trump idaresi de gelse, Biden idaresi de gelse onlar bu mevzulara nasıl bakarlarsa baksınlar bizim açımızdan şunlar yerel emniyet sıkıntısıdır.”

Bunların yanında çift ilişkilerin, ticaret, S-400 sıkıntısı, F-35’lerin bloke edilmesinin bulunduğunu izah eden Kalın, Biden idaresi iş başına geldiği vakit onların da bu fotoğrafa bakacaklarını, Türkiye’yi yok sayan bir coğrafya tasavvurunun onların da elini kolunu bağlayacağını ifade etti.

ABD seçimlerinin sonrasında oluşacak yeni devrede Ankara’nın yeni bir strateji geliştirip geliştirmediğine dair soru üstüne Kalın, “Bizim bu husustaki tavrımız çok net. ABD’nin Suriye’de PYD ve YPG’ye verilen destek yanlıştır. Bu siyasetin kesinlikle değişmesi lazım. İkinci olarak da FETÖ ile mücadelede ABD’nin, Türkiye’nin yanında durması lazım. Bu iki mevzu çözülmeden diğer tali mevzularda uzaklık alabilmek çok anlamlı olmuyor.” dedi.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, S-400 sıkıntısına dair ise şu değerlendirmede bulundu:

“S-400 sıkıntısında karar bir gecede alınmadı. Cumhurbaşkanımız patriotları alabilmek için 6 yıl vaktince Amerikalılarla müzakere yaptı. Bizzat toplantılara katıldı, onları dinledi, önerilerini istedi. 6 yıl devam eden müzakerelerin sonucunda bırakın patriotları Türkiye’ye satmayı, buradaki patriot bataryalarını alıp götürdüler. O vakit Cumhurbaşkanımız dedi ki, ‘Bunu yaparsanız ben alternatiflere bakarım. Benim alternatifsiz bulunduğumu düşünmeyin.’ Blöf yaptığını zannettiler. Ne vakit ki biz oturup Ruslarla bunun müzakeresine başladık ve uyuşmayı imzaladık, o vakit dediler ki Türkiye bu hususta ciddiymiş. Siz çoğu NATO delegesi ülkeye bu teknolojiyi vereceksiniz ama Türkiye’ye gelince olmaz diyeceksiniz. Bunun kabul edilebilir bir tarafı yok. Nasıl müttefiklik teması o vakit bu? Bunlar ister istemez sorgulanır duruma geliyor.”

“CAATSA yasası biz S-400 uyuşmasını yaptıktan sonra çıkartıldı”

CAATSA’nın (Amerika’nın Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşı Koyma Yasası) ABD Başkanı seçilen Biden devresinde yeniden gündeme gelip gelmeyeceği yönündeki soruyu yanıtlayan Kalın, CAATSA mevzusunun kongrede devam ettiğini söyledi.

Kalın, bütçe yasası gereği bunun yeniden Trump’ın önüne gelebileceğini belirterek, “Biden’a bırakabilir. Orada nasıl bir karar verileceğini bilemiyoruz. Öyle bile olsa CAATSA yaptırımları mevzusu ile alakalı biz daha önce de söyledik. Yaptırım dili ve tekniki, bir teknik değil. Sonuç alıcı bir teknik değil. Genellikle Türkiye gibi bir ülkeye yaptırım diliyle konuşursanız siz kaybedersiniz. Buradan bir sonuç almanız olası değil. Burada biz yüzde yüz haklıyız. CAATSA yasası biz S-400 uyuşmasını yaptıktan sonra çıkartıldı. Bunu geriye doğru uygulamak bile hukuken absürt bir şey. Bu kongrenin tamamiyle ‘Güçlüyüm, haklıyım.’ şeklinde hareket etmesinin sonucu.” diye konuştu.

F-35’leri tehlikeye atacak riskli bir halin meydana çıkmaması için önerilerde bulunduklarını dile getiren Kalın, bununla alakalı bir komisyon kurulmasının öneride yer aldığını söyledi.

Türkiye-AB ilişkileri

Kalın, konuşmasının devamında Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerine değindi.

Aralık ayındaki liderler zirvesi ve yaptırımların gündeme gelmesine dair değerlendirmelerde teşhis edilen Kalın, şunları aktardı:

“Yaptırım içeriğine konsey de komisyon da olumlu bakmıyor. Netice vermeyeceğini onlar da biliyor. Hele ki Türkiye gibi bir ülke, Erdoğan gibi bir lidere karşı bu dilin ve söylemin, tekniğin sonuç vermeyeceğini kendileri de biliyor. Bazı üye ülkelerin bu hususta ısrarcı bulunduğu ve uğraştığını da biliyoruz. Kulağımıza da fısıldıyorlar. İsimlerini de söylemeye lüzum yok, ön görü edebilirsiniz hangileri bulunduğunu. Benim için verilen mesaj da şuydu; Türkiye-AB ilişkilerinin stratejik bir çerçevesi var. Bu geniş fotoğrafı gelip yalnızca 1-2 üyenin ihtilafına indirgerseniz büyük bir hata yaparsınız. Yunanistan’la Doğu Akdeniz mevzusu ile alakalı anlaşabildiğimiz yerler var anlaşamadığımız yerler var. İstikşafi görüşmeleri başlatmak için biz çoğu adımlar attık. Bunları tekrar yapmaya hazırız. Yunanistan’la yarın istikşafi görüşmeleri başlatmaya hazır bulunduğumuz tekrar ifade ediyoruz.”

Kalın, AB ile Türkiye’nin çoğu ortak menfaati bulunduğuna işaret ederek, “Türkiye’nin AB’ye üyeliğini stratejik bir öncelik olarak görüyoruz. Burada üzerimize düşenleri yerine getirmek için çok büyük bir çaba sarf ettik. Sürecin akamete uğraması, Avrupalıların genişleme yorgunluğu dedikleri bir sürecin sonucunda meydana çıktı. Bir vakit sonra da tabii ki bir müzakere yorgunluğu oluştu. 30 küsur fasıl üstünde mutabık kalıyorsunuz ama 10 yıl sonra bir fasıl açılıp kapanıyor. Ama ondan sonra birtakım üyelerin gündeme getirdiği birtakım siyasi problemler… Tüm şunları yaşadık ama yarına baktığımız vakit Türkiye’nin AB ile ekonomik, siyasi ve emniyet manasında ortak noktalarının çok daha çok bulunduğunu görüyoruz.” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin Karabağ, Suriye ve Libya’daki varlığı

Türkiye’nin denge öğeyi olarak Karabağ’da, Suriye’de ve Libya’da bulunmasının AB, NATO, Batı ittifakı için son derece mühim bulunduğuna ilgi çeken Kalın, sözlerini şu şekilde sürdürdü:

“Karabağ sıkıntısında bize eleştiriler getirildi. Anlaşma yapıldı ama Ruslar öne çıktı. Rus askerleri orada 5+5 yıl olacaklar. Ben de şunu söyledim: Rus askerinin varlığından rahatsız idiyseniz, niçin bugüne kadar müttefik olarak görüldüğü Ermenistan’a oradaki Rus askeri üslerini çıkarmasını söylemediniz? Buna gücünüz yetiyorsa buyurun yapın. Ermenistan çıkarsın oradaki Rus askerlerini. Rus askeri Kafkaslar’a ya da Ermenistan’a yeni gelmedi ki onlarca senedir oradalar. Ben şunu söyledim, hala da söylüyorum. ABD bir ateşkes girişimi yaptı, bizden de destek istediler, biz de destek olduk. Ateşkes 2 gün sürdü. Onun dışında Fransa örneğin bir önerile geldi mi? Avrupa’dan NATO’dan ya da AB’den hangi uygulanabilir somut öneri geldi de biz onu reddettik? Ama Rusya’yla oturarak bu 30 senelik ihtilafı çözecek, 2-3 aydır devam edecek çatışmaları sonlandıracak bir uyuşma üstünde mutabık kaldık. Şimdi Türk askeri de orada olacak. Gözlemci güç olarak orada olacak. Bu Batı ve Avrupa için de stratejik kazanım olarak görülmeli.”

Kalın, “Muhalefet, Cumhurbaşkanı’nın AB’ye yönelik söylemlerini dile getirerek, liderler zirvesi öncesi bir ön alma şeklinde de yorumluyor, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son çıkışını, siz nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna ise şu cevabı verdi:

“Böyle yorumluyorlarsa Cumhurbaşkanımızın politika tarzını çok iyi takip edemiyorlar demektir. Tayyip Erdoğan bu tür politika yapan birisi değil. En zor devrelerde bile ülkemizin menfaatleri için kıran kırana mücadele vermiş birisinden bahsediyoruz. Ben AB yetkililerine şunu açıkça sordum: Yaptırım gündeme gelirse ne elde edeceksiniz? 11 Aralık’ta yaptırım çıktı, ne yapacaksınız? Belli şirket ve kişilere dönük yaptırımlar uygulayacaksınız. Enerji şirketlerine, arama tarama yapan gemiye, orada çalışma yapan mühendislere… Bunun bizim tavrımızı kararlılığımızı ve milli duruşumuzu değiştireceğini zannediyor musunuz, buradan bir sonuç alacağınızı aslında düşünüyor musunuz? Alternatifi ne olacak? Türkiye-AB ilişkileri daha çok zehirlenecek. Birçok diğer problem meydana çıkacak. Çözebileceğiniz, üstünde çalışabileceğiniz çoğu mevzu ertelenmek halinde kalacak. Bu aslında dilediğiniz bir şey mi? Başka şeyler de olacak. Böyle bir saikle endişeyle Cumhurbaşkanımız bu mesajları vermedi, ben de bu tür bir kaygıyla Brüksel’e gitmedim. Onlara da söyledim.”

“Türk askeri her halükarda Karabağ’da olacak”

Konuşmasının devamında Türk askerinin Karabağ’daki durumun nasıl olacağı mevzusunda detayları açıklayan Kalın, “Görüşmelerde ilk tur tamamlandı. Rus tarafı bizim görüşlerimizi aldı. Şimdi Kremlin’den onlar lüzumlu talimatları alacak. Askerlerimiz, Milli Savunma, Dışişleri bakanlıklarımız ve MİT Başkanlığımız yürütüyor şunları. Önümüzdeki zamanlarda operasyon modaliteleri üstünde, nerede ve nasıl olacak, kim hangi işi yapacak bu hususta müzakerelerin tamamlanmasını bekliyoruz. Türk askeri her halükarda orada olacak. Biz esasen oradayız. Azerbaycan’la olan çok özel ilişkimizden dolayı, askeri eğitim ve iş birliği uyuşmalarımız çok eskiye dayanıyor. Biz esasen oradayız o manada. Tezkere de geçti. Gözlem kuvveti olarak da biz orada olmaya devam edeceğiz.” dedi.

Kalın, Ermenistan’la orta ve uzun vadede ilişkilerin düzelmesinin tüm bölge için olumlu olacağını belirterek, bunun en başta Ermenistan’ın menfaatine bulunduğunu söyledi.

Nahçıvan’la Azerbaycan’ı bağlayacak koridorun ehemmiyetine de işaret eden Kalın, koridorun açılmasının en az Karabağ’ın özgürleştirilmesi kadar değerli bulunduğunu kaydetti.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
son dakika haberler aktüel ürünler bim aktüel ürünler a101 aktüel ürünler altın kaç para oldu dizi reyting sonuçları güncel haberler asgari ücret maaşlar en son çıkan telefon modelleri dünyadaki son gelişmeler transfer haberleri savunma sanayi tiyatro saatleri