GenelPolitika

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Ermenistan yönetimini Türkiye’ye iftira atma gayreti de kurtaramayacak

Türkiye Cumhurdiğernı Recep Tayyip Erdoğan, Meclisin 27. Dönem 4. Yasama Yılı'nın açılışı bundan ötürü TBMM Genel Kurulu'nda, milletvekillerine hitap etti.

Abone Ol  
 
74 / 100

Türkiye Cumhurdiğernı Recep Tayyip Erdoğan, Meclisin 27. Dönem 4. Yasama Yılı’nın açılışı bundan ötürü TBMM Genel Kurulu’nda, milletvekillerine hitap etti.

TBMM’nin yeni yasama yılının hayırlı olmasını temenni eden Erdoğan, açılışından bugüne Büyük Millet Meclisi’nin delegesi sıfatıyla Türkiye’ye hizmet eden bütün milletvekillerini saygıyla andığını söyledi. Erdoğan, bir asırdır bu çatı altında vazife yapan milletvekillerinden dar-ı bekaya irtihal edenlere Tanrı’tan rahmet, hayatta bulunanlara sağlık ve afiyet diledi.

Meclisin ilk Başkanı ve Cumhuriyetin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile Türkiye’nin gelişip kalkınmasında emeği geçtiğimiz herkese şükranlarını yayınlayan Erdoğan, “Bin senedir üzerinde hayat sürdüğümüz bu toprakların yurt durumuna dönüştürülmesi için cansiperane mücadele veren aziz şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmetle, minnetle, hürmetle anıyorum. Halen sınırlarımız içinde ve dışında bu mücadeleyi devam ettiren emniyet ve istihbarat güçlerimize başarılar temenni ediyor, Rabb’im hepsini muhafaza etsin, muzaffer eylesin diyorum. Bu mücadelenin kıyamete kadar süreceğini bilerek daima hazırlıklı, daima kuvvetli, daima tedbirli olacağız.” dedi.

Cumhuriyetin 100’üncü, İstanbul’un Fethi’nin 600’üncü, Malazgirt Zaferi’nin 1000’inci senesi gibi simgesel yıl dönümlerine, ecdadın parasal ve manevi mirasını yaşatmak için ehemmiyet verdiklerini izah eden Erdoğan, “Tarihimizi ne kadar iyi bilir, ona ne kadar iyi sahip çıkarsak, geleceğimize o derece güvenle bakabiliriz. Bütün adımlarımızı işte bu anlayışla atıyoruz. Şimdilik birkaç asırlık geçmişe sahip toplulukların ve devletlerin kendilerine köklü tarihler uydurma gayretlerinin arkasında işte bu hakikat vardır.” diye konuştu.

Türkiye’nin, arkasında, kesintisiz ve çok geniş bir coğrafyaya sunulan, 2 bin 200 senesi aşkın devlet geleneği olan dünyadaki seyrek ülkelerden bulunduğuna ilgi çeken Erdoğan, şu şekilde devam etti:

“Böyle bir ülke, kökü de geleneği de ahlakı da olmayan, gücünü sömürgecilikten ve açgözlülükten alan devletlerle aynı yöntemleri kullanamaz. Türkiye Büyük Millet Meclisimizin yasama bölümünde temsilcisi bulunduğu kadim ve asil duruş, evlatlarımıza bırakacağımız en değerli hazinedir. Ülkemizin terörle mücadelesinde ve uluslararası alanda haklarını koruma gayretlerinde net tutum sergileyen Meclisimizin bütün mensuplarına şükranlarımı sunuyorum. Aynı şekilde Kıbrıs ve Azerbaycan Türklerinden Balkanlar ve Kuzey Afrika’ya kadar her yerde kardeşlerimize içten destek veren Meclisimiz, milletimizle beraber bütün dostlarımızın da umut kaynağı bulunduğunu göstermiştir.”

“Bizim Meclisimiz rastgele bir Meclis değil”

Büyük Millet Meclisinin dualarla, tekbirlerle, heyecanla, coşkuyla açılışının 100. yıl dönüme işaret eden Erdoğan, sözlerini şu şekilde sürdürdü:

“Koronavirüs salgınının yayılma günlerine denk gelmesi nedeniyle bu mühim yıl dönümünü, maalesef istek ettiğimiz görkemde kutlayamadık. İnşallah Cumhuriyetimizin 100’üncü kuruluş yıl dönümünü, hedeflerimize de ulaşmış olarak, şanına layık kutlamalarla karşılayacağız.

Bizim Meclisimiz rastgele bir Meclis değildir. Burası, ‘Hakimiyet kayıtsız koşulsun milletindir.’ ilkesiyle milli iradenin tecelligahı olmuş yerdir. Burası, ‘Ya özgürlük ya ölüm.’ şiarıyla ülkemizin İstiklal Harbi’ni bizzat yönetmiş gazi bir Meclistir. Burası, ‘Hangi deli bana zincir vuracakmış şaşarım.’ alan okuyuşuyla özgürlüğüne ve istikbaline sahip çıkan bir milletin, evidir. Burası, coğrafyamızdaki son sığınağımız Türkiye Cumhuriyeti devletini kuran Meclistir. Türkiye’nin çok partili siyasi yaşama geçmesiyle başlayan demokratik dönüşümler de hep TBMM doğrultusundan gerçekleştirilmiştir. Nice darbelere ve darbe girişimlerine, muhtıralara, vesayetin sinsi oyunlarına karşın bu kutlu çatı, daima temsilcisi bulunduğu milletin onurunu korumuştur. Elbette burada hatırlamak istemediğimiz kimi müessif olaylar de yaşanmıştır. Ama bu durum, Meclisimizin temsil ettiği değerlerin yüceliğine halel getirmez.

Genellikle 15 Temmuz gecesi bu Meclis’in meydana koyduğu yürekli ve kararlı duruş, dünya demokrasi tarihine geçmiştir. Türkiye’yi demokrasiye bedel ödemeden sahip olmuş bir ülke diye itham edenler, umarız 15 Temmuz gecesi bu bühtanlarından ötürü utanç duymuşlardır. Milletimizin yaşadığı ya da savuşturduğu her sıkıntının sonrasında milli iradenin tecelligahı olan Meclisimiz, üstlendiği sorumluluğun gereğini yerine getirmeyi bilmiştir. Ülkemizin elde ettiği bütün kazanımlarda en büyük pay sahibi Meclisimizdir. Sadece son 18 senede bu çatı altında oluşturulan reformlar, oluşturulan düzenlemeler, alınan kararlar, sergilenen takdire şayan tutumlar bilhassa hayranlık verici bir başarı hikayesidir. İnşallah önümüzdeki dönemde Meclisimiz, çok daha büyük başarılarla tarih yazmayı sürdürecektir.”

“2023 hedeflerine ulaşma yolculuğunda Meclisimize düşen vazifeler var”

Türkiye’nin 2023 hedeflerine ulaşma yolculuğunda, Meclis’e düşen daha çok vazifeler bulunduğuna ilgi çeken Erdoğan, şunları kaydetti:

“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, diğer kurumlarımız gibi Meclisimizin de kendi kısmına yoğunlaşabilmesine imkân sağlamıştır. Elbette bu tersine köklü idare sistemi değişikliklerinin en makul program standardına gelmesi vakit alacaktır. Eski alışkanlıklarla yeni bir sistemi sürdürmenin zorluklarını her alanda yaşıyoruz. Ama her geçtiğimiz gün yasama, yürütme ve yargının yeni sistem tarafında kendini geliştirdiğini görüyoruz. Yeni reformlarla, hukuki ve icrai olarak teşhis ettiğimiz aksaklıkları gideriyor, çıtayı sıksık yukarı taşıyoruz. İnşallah Türkiye, bu hususta da dünyaya numune olacak başarılara imza atacaktır. Meclisimizin yeni yasama senesinde, bu çerçevede çok mühim çalışmalar gerçekleştireceğine inanıyorum. Siyasi rekabet ile ülkeye ve millete hizmet yarışı arasındaki çizginin en iyi konduğu ve korunduğu yerin Meclisimiz olması gerekliliğini düşünüyorum. Yeni dönemde Meclis çalışmalarına katkı verecek her partiden milletvekilimize şuandan teşekkür ediyorum.”

“Bu çarpık sistemin aynı şekilde devam etme talihi kalmamıştır”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Millet olarak son dönemde her yılımızı, geçmişte on seneler süresince yaşanan ilerlemelere ve daha fazlasına tanık bulunduğumuz bir kesafette geçiyoruz.” ifadesini kullandı.

Bu durumun iki mühim nedeni bulunduğuna ilgi çeken Erdoğan, “Birincisi, Türkiye’nin istikrarsızlıklar, çekişmeler, kavgalar, krizler nedeniyle uzunca bir vakit ihmal ettiği demokratik ve ekonomik atılımları bu dönemde yaşama geçirmiş olmasıdır. Tabii bu atılımların her biri, içeride ve dışarıda çıkarları zarar görenlerin çok büyük direnişleriyle, çok büyük hücumlarıyla karşılaştı. Milletimizin ve onun temsilcisi olan Meclisimizin desteğiyle, karşımıza çıkan engelleri birer birer aşarak, hamdolsun bugünlere geldik.” değerlendirmesinde bulundu.

Gelişmelerin bu derece hızlanmasının ikinci nedeninin ise dünyanın geldiği yeni yol ayrımı bulunduğunu belirten Erdoğan, şunları söyledi:

“İkinci Dünya Savaşı sonrasında galipler doğrultusundan kurulan siyasi ve ekonomik uluslararası düzen, bundan sonra her alanda çatırdıyor. Salgın devresinde yaşananlar, bu yıkılışın çok daha açık şekilde görülmesini sağlamıştır. Birleşmiş Milletler’den başlayarak, sahip olunan küresel sistemin bütün insanlığı kucaklayacak şekilde işleyişinden mesul kurumların derhal tamamı tıkanmıştır. Dünyanın denk geldiği yeni sınamalar, yeni krizler, yeni gereksinimler karşısında tesirsiz kalan bu kurumlar, kırılganlığı daha da artırıyor. Gelişmiş denen ülkelerin, gerçek bir kriz halinde kendi yurtdaşlarına dahi hayırlarının dokunamadığı görülmüştür.

Velhasıl, koskoca yerkürenin bir avuç muhterisin ipoteği altına alındığı bu çarpık sistemin aynı şekilde devam etme talihi kalmamıştır. Bir vakitdir her platformda dile getirdiğimiz ‘Dünya 5’ten büyüktür’ teşhisi, işte bu gerçeğin ifadesidir. Ya sahip olunan kurumlar güvenilirliği, istikrarı ve refahı insanlığın tamamına yansıtacak şekilde tekrar yapılanacak ya da bu gereksinimi karşılayacak yeni kurumlar inşa edilecek. Biz, her şeye karşın, sahip olunan kurumların hakkaniyete en makul şekilde tekrar yapılanmasıyla, bu gereksinimin karşılanabileceğini düşünüyoruz.”

Küresel sistemin işleyişinin değişmesi gerektiği teşhisini ilk söylediğinde mevzuya mesafeli yaklaşanlar bulunduğunu hatırlatan Erdoğan, salgın sürecinde meydana çıkan tablonun sonrasında, bu kesimlerin de kendilerine destek vermeye başladıklarına ilgi çekti.

“Kaynakların adaletli dağılımına gereksinim var”

Erdoğan, dünyanın, doğusu ve batısıyla, kuzeyi ve güneyiyle her köşesinin güvenilirliğe ihtiyaç bulunduğunun altını çizerek, “Dünyanın, nerede yaşarsa yaşasın bütün insanların huzuruna gereksinimi vardır. Dünyanın, herkese yetecek kaynaklarının adaletli şekilde dağılımına gereksinimi vardır. Dünyanın, Rabbimizin bize emaneti olan havasının, suyunun, ağacının, bütün güzelliklerinin korunmaya gereksinimi vardır. Bunları sağlayacak bir küresel idare düzeni kurmamız şarttır.” diye konuştu.

Aksi takdirde dünyanın dört bir yanı sıra, ucu ilerlemiş ülkelere de dokunacak şekilde, çatışmaların, acıların, zulümlerin, yağmaların tekrar başlamasının kaçınılmaz duruma geleceğine işaret eden Erdoğan, Türkiye olarak, insanlığı bu tür bir tehditten kurtaracak çözümleri gündeme getirmenin, tartıştırmanın ve sonuca ulaştırmanın gayreti içinde olduklarını söyledi.

Erdoğan, bu çerçevede Meclisin de üstüne düşenleri bihakkın yerine getirdiğini görmekten memnuniyet duyduklarını dile getirdi.

“Azerbaycanlı kardeşlerimizin yanındayız”

Türkiye’nin küresel krizlerin en çok yaşandığı coğrafyanın tam merkezinde yer aldığına ilgi çeken Erdoğan, Balkanlarda, aşağı yukarı 30 yıl önce yaşanan trajik katliamların ve çatışmaların izlerinin hala taze bulunduğunu belirtti.

Bölgenin kalıcı barışa ve huzura kavuşamadığının da ortada bulunduğunu altını çizen Erdoğan, Karadeniz’de, Kırım’ın işgali ile başlayan krizin, her an tekrar tırmanma potansiyeline sahip bulunduğunu ifade etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, KafkAsya’nın, her karış toprağıyla yeni çatışma potansiyelini içeriğinde barındıran bir kriz kısmı olma vasfını sürdürdüğünün altını çizerek, “Nitekim, Dağlık Karabağ’ı işgal eden Ermeniler’in Azerbaycan’a saldırısıyla başlayan çatışmalar, bunun en somut örneğidir. Burada bir kez daha, Azerbaycanlı kardeşlerimizin işgal altındaki topraklarını kurtarma ve yurtlarını koruma mücadelelerinde yanlarında bulunduğumuzu belirtmek istiyorum.” dedi.

“Azeri kardeşlerimiz de kendi göbeklerini kesmenin aşamasını attılar”

“Genellikle MİNSK Üçlüsü denilen Amerika, Rusya ve Fransa’nın 30 seneye yakın vakittir bu meselesi ihmal ettikleri için bugünlere yansıyan bu olumsuz ilerlemeler karşısında ateşkes arayışı içinde bulunmaları her şeyden evvelce kabul edilebilir bir şey değildir. Ha bir şey mi isteniyor?” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şu şekilde sürdürdü:

“O vakit işgalcilerin bu topraklardan çıkmaları lazım olur ki burada bir çözüme ulaşılsın. Topraklarından ayrılmış olan Azeri kardeşlerimiz, şu anda topraklarına dönecekleri günü bekliyor. Onun hasreti içerisindeler. Buna kimse yanaşmıyor. Önce bir defa bunu masaya yatıralım. Bunları biz Sayın Putin ve Macron’la görüştük. Hep oturdular, konuştular, sonuç yok. İşte şimdi sonuç vakti. Azeri kardeşlerimiz de kendi göbeklerini kesmenin aşamasını attılar. Ermeniler’in, kadim Azerbaycan toprağı Karabağ’ı işgaline ve yaptıkları sivil katliamlarına karşı kör, sağır, dilsiz kalanların, bugün sergiledikleri tavır da ikiyüzlülüktür. İşgalcilere sessiz kalıp yurtlarını savunanları ve onların yanı sıra yer alanları suçlayanların sözünün bizim nezdimizde kıymeti yoktur. Türkiye olarak, kendimizi ‘İki devlet bir ulus’ olarak gördüğümüz Azerbaycanlı kardeşlerimize bütün imkânlarımızla ve bütün kalbimizle destek vermeyi sürdüreceğiz.”

“Zalimleri iflah etmeyen bu alçak oyun, inşallah bozuluyor”

Abdürrahim Karakoç’un “Böyle geldi, bu tür gitmez bu oyun/ zalimleri iflah etmez bu oyun/umdukları gibi bitmez bu oyun/mazlumların ekmeği, tuzu bizdedir/sizdeki yaranın özü bizdedir” dizelerini okuyan Erdoğan, “Evet… Zalimleri iflah etmeyen bu alçak oyun, inşallah bozuluyor.” ifadesini kullandı.

Bölgede kalıcı barışın yolunun, Ermenilerin işgal ettikleri her karış Azerbaycan toprağından geri çekilmelerinden geçtiğinin altını çizen Erdoğan, “Ermenistan idaresini, her şeyi bir kıyıya bırakıp ısrarla Türkiye’ye iftira atma gayreti de kurtaramayacak. Bu haydut devlete destek verenleri, kendilerine insanlığın ortak vicdanı önünde hesap sorulacağı hususu ile alakalı uyarı ediyorum.” diye konuştu.

´´Rabbim Azerbaycanlı kardeşlerimizin yar ve muavini olsun.” temennisinde teşhis edilen Erdoğan, bu mücadelede şehit düşenlere Tanrı’tan rahmet, yaralananlara şifalar diledi.

Kriz haritasına, biraz daha güneye inerek bakıldığında körfez bölgesinin karşılarına çıktığını izah eden Recep Tayyip Erdoğan, şunları kaydetti:

“İran-Irak Savaşından Kuveyt’in işgaline, Yemen’deki çatışmalardan Katar’a yönelik tehditlerine kadar pek çok problemle boğuşan körfez bölgesi halen kaynamaya devam ediyor. Bu vesileyle, önceki gün hayatını kaybeden, bölgenin aklıselim ve sağduyu sahibi yöneticilerinden biri olarak gördüğümüz Kuveyt Emiri El-Ahmet El-Cabir El-Sabah’a Tanrı’tan rahmet diliyorum. Merhum El-Sabah’ın aksine, kimi bölge ülkelerinin yöneticilerinin kendilerini inkar edercesine yürüttükleri, akılla, mantıkla, insafla, vicdanla uyuşmayan politikalar, krizi daha da derinleştiriyor. Bu ülkelerin bir kısmı, gerçekleri dile getirdiğimiz, mazlumun ve hakkaniyetin yanı sıra yer aldığımız için bizi amaç alıyor. Unutulmamalıdır ki söz hususu ülkeler dün yoktu, yarın da büyük ihtimalle olmayacaklar ama biz allah’ın izniyle bu coğrafyada ilelebet bayrağımızı dalgalandırmayı sürdüreceğiz.”

“Sınırın her iki yanı sıra yaşam sürdüren halklar binlerce senelik bir ortak geçmişi paylaşıyor”

Erdoğan, Irak’ta, Körfez Savaşı’ndan beri süren istikrarsızlıkların, en çok Türkiye’ye zarar verdiğini ifade etti.

Bölücü terör örgütünün, senelerce Irak’ın Türkiye sınırına yakın bölgelerini üs olarak kullanıp Türkiye’de kanlı eylemler gerçekleştirdiğini hatırlatan Erdoğan, “Son dönemde, terör tehdidini kaynağında kurutma stratejimiz çerçevesinde, Irak sınırındaki teşkilat yuvalarını birer birer ortadan kaldırıyoruz. Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’nin de rahatsız bulunduğu bu fitne çukurlarını tamamiyle bitirene kadar operasyonlarımız sürecek. Bağdat idaresinin, Türkmen kardeşlerimizin de haklarını gözetecek şekilde, bir an evvelce ülkede siyasi birliği ve toprak bütünlüğünü sağlaması en büyük temennimizdir.” diye konuştu.

Erdoğan, 10’uncu senesine ulaşan Suriye krizinin, bulunduğu coğrafyanın en trajik, en kanlı, en acı meselesi bulunduğunu, bu meselenin her boyutunun Türkiye’yi çok yakından ilgilendirdiğini söyledi.

Türkiye’nin Suriye’yle 911 kilometrelik bir sınıra sahip bulunduğuna işaret eden Erdoğan, sözlerini şu şekilde sürdürdü:

“Sınırın her iki yanında yaşam sürdüren halklar binlerce senelik bir ortak geçmişi paylaşıyor. Bu köklü geçmişin yanı sıra getirdiği çok geniş ve derin insani, kültürel, sosyal ve hem de ekonomik ilişkiler vardır. Türkiye’nin 40 senelik terörle mücadelesinde de Suriye, her vakit kritik bir konumda yer almıştır. Üstelik ülkenin istikrarsızlaştığı son 10 senede, burada en etkili terör örgütleri DEAŞ ve PKK-YPG olmuştur. Suriye’deki zülüm ve savaştan kaçan 4 milyona yakın insanı şehirlerimizde biz konuk ediyoruz. Aynı şekilde Suriye içindeki 4 milyon mazlumun ihtiyaçlarını da gene biz karşılıyoruz. Dünyada, Suriye meselesine her boyutuyla müdahil olma hakkına sahip bir ülke varsa, o da Türkiye’dir. Her kim, ‘Türkiye’nin Suriye’de ne işi var’ diyorsa ya bölgeyi ve tarihini bilmiyordur ya da kafasında diğer hesaplar yapıyordur.”

“Son teröristi de imha edene kadar harekatlarımızı sürdüreceğiz”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin, Suriye’de, ülkenin siyasi birliği ve toprak bütünlüğü esasında bir çözüm teşhis edilene kadar, sınırlarını emniyet altına alabilmek için her yolu ve tekniği kullanmayı sürdüreceğini bildirdi.

Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekatlarının da bu nedenle gerçekleştirildiğinin altını çizen Erdoğan, şu şekilde devam etti:

“İdlib’te de bu nedenle bulunuyoruz. Sınırlarımızı terör örgütlerine ve onları maşa olarak kullanıcılara teslim etmedik, etmeyeceğiz. Güvenli duruma getirdiğimiz bölgeler dışında kalıp da halen ülkemize ve kardeşlerimize yönelik hücumların kaynağı halindeki her yerde, son teröristi de imha edene kadar harekatlarımızı sürdüreceğiz. Lafa gelince hümanizmi, insan haklarını, ötekine saygıyı dillerinden düşürmeyenlerin sırtlarını döndükleri, ülkelerine sokmamak için her yolu denedikleri mazlumlara sahip çıkmayı sürdüreceğiz.

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinde, Avrupa’daki 100 binin üzerindeki kayıp mülteci çocuk hususunu gündeme getiren, gene ülkemizden bir milletvekilimiz olmuştur. Suriyeli sığınmacıların iaşe, ibate ve barınması için ülkemize 3 milyar avro artı 3 milyar avro sözü veren, sonra da kırk dereden su getirerek bunun çoğunun üstüne yatan gene AB olmuştur. Kendi emniyet ve refah kaygılarıyla insanlığın asgari şartlarını dahi bir kıyıya bırakanlardan ülkemizin gösterdiği erdemli tavrı anlamalarını beklemiyoruz. Bugüne kadar 411 bin Suriyelinin gönüllü ve güvenilir bir şekilde evlerine dönmesi, ülkemizin doğru olanı yaptığını gösteriyor. Suriye’deki krize siyasi çözüm bulunması için uluslararası platformlarda yürütülen çabaların da en etkin destekçisi Türkiye’dir. İnşallah o gün gelene kadar hem sınırlarımızı korumayı hem mazlumlara sahip çıkmayı sürdüreceğiz.”

“Akdeniz’de çatışma, haksızlık, hukuksuzluk peşinde değiliz”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Doğu Akdeniz’deki ilerlemelerin, Türkiye’nin son birkaç asırda denizlerde verilen en mühim mücadele bulunduğunu vurguladı.

Türkiye’nin Preveze Deniz Zaferiyle Akdeniz’de kurduğu hakimiyet sayesinde, bölgeye asırlarca barışın hakim bulunduğunu hatırlatan Erdoğan, “Yeniden diriliş destanımızın yazıldığı Çanakkale Harbi’nde karada bulunduğu gibi denizde de büyük zaferler kazanmıştık. Barbaros Hayrettin Paşa’nın ve diğer kahramanların bıraktığı barış mirasına sahip çıkmak, bu ülkenin her evladının boynunun borcudur.” dedi.

“Türkiye olarak, Akdeniz’de çatışma, gerilim, haksızlık, hukuksuzluk peşinde katiyen değiliz.” diyen Erdoğan, şu şekilde konuştu:

“Tek talebimiz, ülkemizin haklarına, hukukuna, çıkarlarına saygı gösterilmesidir. Akdeniz’deki siyasi ve ekonomik potansiyelin paylaşımıyla alakalı anlaşmazlıkların hakkaniyet esasında halledilmesi öncelikli tercihimizdir. Fakat Yunanistan’ın ve Kıbrıs Rum Kesimi’nin 2003 senesinden beri meydana koydukları tavır, maalesef bu ilkenin çok uzağındadır. AB ise Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesiminin şımarıklıklarının esiri olarak, tesirsiz, ufuksuz, sığ bir yapı durumuna dönüşmüştür. Bölgemizde meydana çıkmış olup da, AB’nin inisiyatifi ve ağırlığı ile çözüme kavuşmuş tek bir problem yoktur. Tam tersine, birliğin müdahil bulunduğu her kriz, yeni boyutlar kazanarak büyümüştür. Bu tablo karşısında Türkiye’nin önünde, kendi imkânları ve politikalarını kararlılıkla yaşama geçirme dışında bir alternatif kalmamıştır.

Libya ile yaptığımız anlaşma, ülkemizi Akdeniz’den tamamiyle tasfiye girişimlerine sunduğumuz yanıtlardan biridir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin haklarını güvenilirliğini sağlamak için başlattığımız çalışmaları, bu anlaşmayla çok daha geniş bir alana yayma olanağı bulduk. Senelerdir bölümde ülkemizi yok sayarak, bizi sahillerimize hapsedecek haritalar ve taleplerle karşımıza çıkanlar, attığımız adımların sonrasında evvelce tehdit ve şantaj dilini denediler. Türkiye’nin, siyasi ve diplomatik kuvveti yanı sıra, kahraman ordumuzun kara, deniz ve hava öğeleri ve istihbaratıyla destek verilen kararlı duruşu karşısında ise diyalog tekniğini kabul etmek mecburiyetinde kaldılar. Genellikle Almanya’nın yoğun çabalarıyla gelinen bu noktada, meseleyi görüşmeler aracılığı ile çözüme ulaştırmak de gerilimi tekrar tırmandırmak da hem de iş o raddeye varırsa çatışma çıkarmak da karşımızdakilerin tercihidir. Biz diyalog kanallarını açık tutan kararlı duruşumuzu sonuna kadar koruyacağız.”

“Türkiye’nin verilen emniyet ve barış mücadelesini desteklemeye çağrı ediyoruz”

Erdoğan, çatışmaların arttığı bir dünyada barış için Türkiye kadar mücadele eden, Türkiye kadar fedakarlık yapan kaç ülkenin bulunduğunu sordu.

Türkiye’nin, dünyanın en büyük ekonomisi olmadığı halde, insani yardımlarda ilk sırada yer almasının bunun ispatı bulunduğunun altını çizen Recep Tayyip Erdoğan, “Sınırlarımızdaki emniyet risklerine ve ekonomik yüküne karşın, dünyanın en çok sığınmacıya ev sahipliği yapan ülkesi olmamız bunun ispatı değil midir? Birleşmiş Milletlerden İslam İşbirliği Teşkilatına kadar her platformda, gücümüzü ve inisiyatiflerimizi hep arabuluculuktan yana kullanmamız bunun ispatı değil midir? Bu gerçekler ışığında AB ve komşularımız başta olmak üzere bütün ülkeleri, Türkiye’nin verilen emniyet ve barış mücadelesini desteklemeye, en azından bu mücadeleye saygı duymaya çağrı ediyoruz.” ifadelerini kullandı.

“Filistin ve Kudüs davasının sonuna kadar takipçisi olacağız”

Erdoğan, Türkiye’nin ve milletin titizlikte takip ettiği bir diğer krizin de İsrail’in Filistinlilere yaptığı zulüm ve Kudüs’ün mahremiyetini hiçe sayan fütursuz programları bulunduğunu belirtti.

Kudüs meselesinin kendileri için sıradan bir jeopolitik problem olmadığını ifade eden Erdoğan, şu şekilde konuştu:

“Her şeyden evvel Kudüs’ün kalbi olan eski kentin şu andaki fiziki görünümü surlarıyla, çarşısıyla, pek çok binasıyla, Kanuni Sultan Süleyman doğrultusundan inşa ettirilmiştir. Ecdadımız, asırlar süresince bu kenti el üzerinde tutup mamur ederek hürmetini göstermiştir. Birinci Dünya Savaşı’nda, göz yaşları içinde terk etmek mecburiyetinde kaldığımız bu şehirde, hala Osmanlı’nın direniş izlerine rastlamak mümkündür. Yani Kudüs bizim kentimizdir, bizden bir şehirdir. İlk kıblemiz Kudüs’teki El Aksa ve Kubbetü’s Sahra da inancımızın simge mescitleridir.

Ayrıca bu şehir, Hristiyanlığın ve Museviliğin mübarek mekanlarına da ev sahipliği yapıyor. Kudüs’ün ve bölgenin binlerce senelik sakinleri olan Filistin halkının topraklarının işgal edilmiş, hak ve hukuklarının çiğnenmiş olması da bu meseleyle yakından ilgilenmemizi gerektiriyor. Asırlarca beraber hayat sürdüğümüz mazlum Filistin halkının her platformda haklarını dile getirmeyi, ülkemiz ve milletimiz adına bir şeref kabul ediyoruz. Bu anlayışla, hem küresel vicdanın kanayan yarası Filistin davasının hem de Kudüs davasının sonuna kadar takipçisi olacağız.”

“2020’ye büyük umutlarla başlandı”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin Gezi olaylarıyla başlayan yoğun hücum sürecinde en çok amaç alınan öğelerinden birinin de ekonomi bulunduğunu belirterek, 2018 Ağustos’unda kur üzerinden ekonomiye kurulan tuzağı bir kez daha bozarak, 2019 senesinde olabildiğince kuvvetli bir görünüme kavuşulduğunu söyledi.

Geçen yıl cari işlemler dengesinin 8,8 milyar dolar fazla verdiğini, enflasyonun yüzde 11,8’e gerilediğini, bütçe açığının milli gelire oranının yüzde 3’ün altına indiğini izah eden Erdoğan, 2019’da 181 milyar doları bulan ihracatla, dünyanın 50 ülkesi arasında ihracat büyümesi bakımından 6’ncı sırada yer alındığını, bu sayede dünya ihracatındaki payın da yüzde 1’e geldiğini dile getirdi.

Erdoğan, yaşanan bütün olumsuzluklara karşın, senelik büyüme oranını yüzde 1’e yakın bir civarda tuttukları 2019 senesinin sonrasında 2020’ye büyük umutlarla başlandığını aktararak, şu şekilde devam etti:

“Bu senenin ilk çeyreğinde elde ettiğimiz yüzde 4,4 oranındaki büyüme oranı, amaçlerimize doğru kararlılıkla ilerlediğimizin işaretiydi. Dünyanın tamamiyle beraber ülkemizi de etkileri altına alan koronavirüs salgınına, işte bu tür bir iklimde yakalandık. Salgın sürecinde, kuşkusuz önceliğimiz milletmizin sağlığını güvenilirliğini sağlamaktı. Bunun yanında, açıkladığımız destek paketleriyle ekonomimizin salgından en az hasarla çıkmasını temin etmeye çalıştık. Bugüne kadar açıkladığımız desteklerin ve paketlerin toplam ekonomik büyüklüğü 495 milyar lirayı, yani milli gelirimizin aşağı yukarı yüzde 10’unu bulmuştur. Sosyal koruma kalkanı çatısı altında milletimize ve ekonomimize 35 milyar lirayı aşkın karşılıksız ödeme yaptık.”

“Kısa çalışma ödeneğiyle 19 milyarlık destek”

Kısa çalışma ödeneği yolu ile bugüne kadar 19 milyar liraya yakın kaynağı direkt olarak çalışanlara aktardıklarını altını çizen Erdoğan, istihdamı güvenilirliğini sağlamak için devreye aldıkları nakdi ücret desteği için 4,5 milyar liraya yakın bir kaynak kullandıklarını söyledi.

Erdoğan, işsizlik ödeneğini de aktif şekilde değerlendirerek, 3,6 milyar liralık desteği halkın istifadesine sunduklarını anlatarak, şu şekilde konuştu:

“Ertelediğimiz SGK ve Bağ-Kur ödemeleri 40 milyar lirayı bulurken, vergi ödemeleri de 30 milyar liraya yaklaştı. Vergi indirimleri, mücbir sebep programları, Kredi Garanti Fonu limit artırımı gibi yollarla ekonomimize destek olduk. Kamu bankalarını teşvik ederek 267 milyar liranın üzerinde bir finansmanın ekonomimize aktarılmasını sağladık. Bireysel gereksinim desteği, esnaf desteği, işe devam desteği, kurumsal ve bireysel kredi ertelemesi gibi yollarla her kesimin finansman gereksiniminin giderilmesini temin ettik.”

Yılın ikinci çeyreğinde yaşanan yüzde 9,9’luk eksi büyümenin üzüntü verici bulunduğunu ifade eden Erdoğan, ancak, genel tablo itibariyle bakıldığında Türkiye’nin, OECD ve Avrupa Birliği ortalamalarının çok altında bir daralmayla bu süreci geride bıraktığını belirtti. Erdoğan, “Üçüncü çeyrekle alakalı bütün lider göstergeler, hamdolsun, ekonominin hızla toparlandığına ve kayıpların kısa sürede telafi edileceğine işaret ediyor. Açıklanan her dizin ve veri, bu tabloyu destek veriyor ve ileriye taşıyor. Salgının, dünya ekonomisinde yol açtığı dış talep daralmasına karşın eylül ihracatımız geçtiğimiz senenin aynı ayına göre yüzde 4,8 artarak 16 milyar doları aşmıştır. Bunun, Cumhuriyetin tarihindeki en büyük eylül ayı ihracat rakamı bulunduğunu da bilhassa belirtmek istiyorum.” dedi.

Amaçlarının “V” tarzı bir toparlanmayı sağlayıp, bu senesi artı büyümede kapamak bulunduğunun altını çizen Erdoğan, istikbal yıl için belirledikleri büyüme oranının ise yüzde 5,8 bulunduğunu kaydetti. Erdoğan, “Esasen, biz daha büyük bir büyüme gerçekleşeceğine inanmamıza karşın, beklentiyi ihtiyatlı bir düzeyde tutmayı tercih ettik.” diye konuştu.

Türk ekonomisinin, yaşadığı bunca saldırının ve şokun sonrasında, kırılganlıklara karşı daha dayanıklı, krizlere karşı daha hazırlıklı bir yapıya kavuştuğunu ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti:

“Gelişmiş ülkeler dahil pek çok devlet, salgın devresinde sağlık hizmetlerinde başlayan sarsıntının, bütün ekonomilerine ve idare sistemlerine sirayet etmesine engel olamamıştır. Türkiye ise bütün bu alanlarda gösterdiği olumlu yönde bir ayrışmayla bölgesinin ve dünyanın artan yıldızı mevkisine gelmiştir.

OECD, Türk ekonomisini, dünyada salgından en az büyülenen 3’üncü ekonomi olarak göstermiştir. Bütçe açığındaki kısmi artış gibi olumsuzluk hususu ile alakalı dahi ilerlemiş ve gelişmekte olan ülkelerden daha iyi durumdayız. Dünya Bankası’nın İş Yapma Kolaylığı Endeksinde 10 basamak aniden yükselerek, 33’üncü sıraya çıkmamız, yapısal reformlarımızın başarılı olmasını gösteriyor.”

Erdoğan, istikbal üç senelik devresi içine alan Yeni Ekonomi Programı’nı; yenilikçi, yüksek katma değerli, ihracat merkezli ve kapsayıcı bir kalkınma modeli üzerinde inşa ettiklerini belirterek, Türkiye’yi her alanda bulunduğu gibi ekonomide de 2023 hedeflerine ulaştıracaklarının altını çizdi.

“Aşı çalışmaları belirli bir düzeye geldi”

Çin’de başlayan ve kısa sürede dünyaya sunulan Kovid-19 hastalığının şimdilik net bir tedavisi bulanamadığını dile getiren Erdoğan, aşı çalışmalarının belirli bir düzeye gelmiş olmakla beraber insanlığın tamamını kuşatacak altyapının kurulması için vakte ihtiyaç bulunduğunu ifade etti.

Türkiye’nin, diğer ülkelerdeki aşı çalışmalarını yakından takip etmenin yanı sıra, kendi aşısını üretme hususu ile alakalı da yoğun bir gayret içinde bulunduğunu belirten Erdoğan, sözlerini şu şekilde sürdürdü:

“Dünyadaki diğer ülkelerin salgınla mücadele yöntemlerine baktığımızda, Türkiye’nin bunların çoğunun önünde bulunduğunu görüyoruz. Tabii bu olumlu tabloda, son 18 senede sağlık bölümünde gerçekleştirdiğimiz büyük dönüşümün ve inşa ettiğimiz altyapının çok büyük katkısı vardır. Sadece salgının ülkemize sıçradığı mart ayından bu yana hizmete açtığımız hastanelerin yatak kapasitesi 15 bini geçmiştir. İnşallah yarın Konya’da Şehir Hastanemizin resmi açılışını yaparak, sağlıktaki bu güzel tabloyu bir adım daha ileriye taşıyacağız.

Sağlık çalışanlarımızın adedi da 1 milyon 100 bin ile kamudaki en büyük istihdam seviyesine ulaşmıştır. Şayet Türkiye, sağlık sistemini ve kapasitesini bu denli geliştirmemiş olsaydı, Tanrı göstermesin, bu salgının altında kalabilirdi. Bu vesileyle salgın sürecinde fedakarlıkla vazife yapan sağlık çalışanlarımıza bir kez daha şükranlarımı sunuyorum. Yine bu proseste ebediyete irtihal eden sağlık çalışanlarımıza Tanrı’tan rahmet diliyorum. Devlet ve ulus el ele vererek, inşallah bu musibetin de üstesinden geleceğiz.”

“Salgınla mücadeleyi kararlı şekilde sürdüreceğiz”

Salgınla mücadele ederken, yurtdaşlara sundukları hizmetleri kesintisiz sürdürmenin yanısıra, 153 değişik ülkenin ve 8 uluslararası kuruluşun destek çağrısına yanıt verdiklerini de hatırlatan Erdoğan, ayrıca, dünyanın 141 değişik ülkesinde geçici süre ile teşhis edilen 100 bini aşkın yurtdaşı, kurdukları hava, kara ve deniz köprüleriyle Türkiye’ye getirdiklerini, bunun yanısıra 67 değişik ülkeden 5 bin 500 yabancının da ülkelerine dönebilmelerini sağladıklarını kaydetti.

Erdoğan, ilerlemiş ülkelerin dahi yurtdaşlarını kendi durumlarına terk ettiği salgın devresinde, Türkiye’nin içeride ve dışarıda aslında erdemli bir duruş meydana koyduğunu belirterek, “Ne ülkemiz ne de dünya şimdilik salgının önüne tamamiyle geçebilmiş değildir. Ülkemizde vakitlice aldığımız tedbirler ve geliştirdiğimiz etkin tedavi protokolleri sayesinde, proses denetim altında tutulabilmiştir. Salgının doğal yolla ya da ilaç tedavisiyle tehdit olmaktan çıkacağı güne kadar bu mücadeleyi kararlı bir şekilde sürdüreceğiz.” diye konuştu.

Hala en büyük ve etkili salgınla mücadele tedbirinin “TAMAM” diye ifade edilen temizlik, maske ve uzaklık öğeleri bulunduğuna ilgi çeken Erdoğan, “İnşallah bu virüsü hep beraber yenecek, hep beraber el ele, kol kola sağlıklı, huzurlu, müreffeh, esenlik dolu bir geleceğe yürümeyi sürdüreceğiz.” değerlendirmesinde bulundu.

“Parlamento, AYM’yle alakalı yeni bir yapılanmaya giderse seve seve ben de buna katılırım”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yeni yasama senesinin açılış oturumunun sonrasında Meclis’te gazetecilerin gündeme dair sorularını yanıtladı.

İdam cezası münakaşalarına dair soru üstüne Erdoğan, “Benim yaklaşımımı herhalde biliyorsunuz. Meclisten idamla alakalı karar çıktığında, bana gelmeyecek mi bu, bana geldiği vakit ben bunu onaylarım. Meclis idamla alakalı olumlu bir karar verileni de onama makamı olarak ben bunu onaylarım.” cevabını verdi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) bütün öğeleriyle tekrar masaya yatırılmasına dair açıklaması hatırlatılarak, “Yüksek yargıyla alakalı sizin bu tür bir düşünceniz var mı?” sorusunu Erdoğan, “Bu da gene parlamento çalışmasıdır. Parlamento, AYM’yle alakalı yeni bir yapılanmaya giderse, yeni bir adım atarsa seve seve ben de buna katılırım.” şeklinde yanıtladı.

Yeni yasama senesi açılışında HDP’nin, Genel Kurul salonunda bulunmamasına dair soru üstüne Erdoğan, “Varlığıyla yokluğu arasında esasen rastgele bir fark yok. Çünkü onların her vakit yeri ya dağdır ya sokaklardır.” dedi.

Erdoğan, AYM’nin, CHP’nin, 5 binden çok avukatın bulunduğu illerde 2 bin avukatla yeni baro kurulabilmesini düzenleyen kanunun iptal istemini reddetmesine dair sorusuna ise “Tamam işte reddetti.” yanıtını verdi.

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın, uluslararası topluma Türkiye’nin, “Azerbaycan-Ermenistan çatışmasına müdahil olmaması çağrısı”nın hatırlatılması üstüne Erdoğan, “Biz ne yapacağımızı Paşinyan’a soracak değiliz. Biz bunun kararını kendimiz verdik. Günümüz Meclis konuşmamda da esasen bunları dinlediniz.” ifadelerini kullandı.

Kovid-19 vaka adedine yönelik münakaşa bulunduğu dile getirilerek, “Tablonun güvenilirliği tartışılıyor. Siz bu münakaşaya ne söylemek istersiniz?” sorusunu yanıtlarken de Erdoğan, şunları kaydetti:

“Bilim Kurulu dediniz. Buyrun Bilim Kurulu. Bilim Kurulu kimlerden oluşuyor? Bilim insanlarından. Bilim insanları da bununla alakalı her türlü düşüncelerini, çalışmalarını, incelemelerini yapıyorlar ve Sağlık Bakanımızın başkanlığında yürütüp adımları atıyor. Ama tabii üzüntümüz var. Sayının buralara kadar çıkmaması en büyük beklentimizdi. Bir ara 14’e kadar düştü. ‘TAMAM’, (temizlik, maske, uzaklık) buna bir uysak her şey değişecek.Temenni ederim ki uyarız, bu sayede bir an evvelce de koronavirüs belasından ülkemizi kurtarırız.”

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı
son dakika haberler aktüel ürünler bim aktüel ürünler a101 aktüel ürünler altın kaç para oldu dizi reyting sonuçları güncel haberler asgari ücret maaşlar en son çıkan telefon modelleri dünyadaki son gelişmeler transfer haberleri savunma sanayi tiyatro saatleri